AGO’da Öğretmen
AGO’da öğretmen, yalnızca “anlatan” kişi değildir. Çocuğun gününe eşlik eden; merakı diri tutan, güveni kuran, sınırı incitmeden çizen ve her çocuğu mizacına göre açan bir “insan modeli”dir. Çünkü öğretmenlik, yalnızca bir uzmanlık alanı değil; bir duruş, bir ilişki ve bir iklim kurma işidir.
Bugünün çocukları bazı konularda bizden daha çok şey biliyor olabilir. Bu çok doğal. O yüzden öğretmen, “her şeyi bilen kişi” olmaya tutunmaz; merak etmeyi, öğrenmeyi ve derinleşmeyi mesleğinin kalbine yerleştirir. Kendine şu soruyu diri tutar: “Ben bugün ne öğrendim, neyi daha iyi yapıyorum?”
Okulda üç tür otorite şekli konuşulur: bilgi otoritesi, makam otoritesi ve asıl kalıcı olan şahsiyet (kişilik) otoritesi. Saygı, çoğu zaman “unvandan” değil; kişinin taşıdığı güven, denge ve donanımdan doğar. Biz AGO’da öğretmeni, makamın arkasına saklanan değil; bilgisiyle güçlenen ve şahsiyetiyle güven veren kişi olarak tarif ederiz.
Ve bir de öğretmenliğin görünmeyen ama unutulmayan tarafı var: “101” dediğimiz o küçük, beklenmeyen dokunuşlar… Çocuğun gününü bir anda parlatan, okula “can” katan, hafızada yer eden incelikler. Bazen bir cümle, bazen bir ritüel, bazen de tam zamanında fark edilen bir çaba. AGO’da öğretmen, bu anları tesadüfe bırakmaz; çocuğun mizacına uygun biçimde planlar ve çoğaltır.
Kısacası bizce öğretmen:
- Güveni kurar: Çocuk “burada güvendeyim” dediğinde öğrenme başlar.
- Bilgiyi diri tutar: Öğrenmeyi bırakmayan yetişkin, çocuğa öğrenmeyi sevdirir.
- Şahsiyet otoritesi taşır: Ses yükseltmeden sınır koyabilen, ilişkiyi incitmeden yön verebilen.
- Mizacı görür: Aynı yöntemi herkese uygulamaz; her çocuğun ritmini yakalar, doğru yerden kapı açar.
- Okula neşe ve anlam katar: Rutini “yaşantıya” çeviren o 101’lik dokunuşlarla.

İşte bu yüzden AGO’da öğretmen, yalnızca bir meslek tanımı değil; çocukların hayatına değen, geleceğe iz bırakan bir sorumluluktur.
Bizce ÖĞRETMEN
24 Kasım 1928’de Başöğretmenlik unvanını kabul eden Mustafa Kemal Atatürk’ün adında toplanan bir ufuktur. Sadece bilgiyi değil, bir milletin yürüyüşünü de omuzlayan; bilimi rehber, değerleri pusula yapan o büyük çizginin bugüne kalan nöbetidir.
AGO’DA ÖĞRETMEN
Atatürk’ün açtığı yolda ‘göstererek’ yürür: Çocuğa yalnızca yön tarif etmez, yanında yürür; yanlış yapma cesaretini büyütür, merakı korur, vicdanı diri tutar. Bırakılan emaneti bir cümle gibi değil, bir yaşam biçimi gibi taşır. Yorulduğu günlerde bile ışığı kısmaz; çünkü bilir ki bir çocuğun içindeki ışık yandığında, yarın biraz daha aydınlanır.
“Öğretmenler! Yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır.” Mustafa Kemal Atatürk










